13 Ekim 2015 Salı

HDP'den MHP'ye Nobel ödüllü Sancar'ın Ailesi

1.HDP’den MHP’ye Sancar Ailesi
Nobel Kimya Ödülü haberinin ardından BBCAziz Sancar’ı arar: Muhabirin sorduğu ilk soru ‘Arap mısınız, kısmen mi Türk’sünüz’ sorusu olur. “BBC’ye söyledim, ‘Arapça konuşmuyorum, Kürtçe konuşmuyorum, ben Türküm’ dedim. Ben Türküm, o kadar.”
Aziz Sancar’ın etnik köken olgusuna bakışı şöyle: “İngiltere’de kaç etnik grup var. Adama soruyorsunuz, “İngilizim” diyor. Burada da “Amerikalıyım” dersin. İstersen kökenini söylersin ama Amerikalı dedi mi, bitti.”
Nobel Kimya Ödülü alan Aziz SancarHDP Mardin Milletvekili Prof. Dr. Mithat Sancar’ın amcası. Ama amcanın siyasi eğilimi yeğenden oldukça farklı.
Bugün ABD’de yaşayan Aziz Sancar ‘üç hilalli’ bir anahtarlık taşıyor. Eşi Gwen Sancar, Tarsus’ta Yörük Çadırı’nda bozkurt selamı veriyor.
Aziz Sancar’ın bir ağabeyi Kenan Sancar Türk Silahlı Kuvvetleri’nde uzun yıllar görev yapan bir emekli general diğer kardeşi Tahir Sancar da binbaşılıktan emekli… Büyük ağabey Kenan Sancar şimdi 83 yaşında kardeşinin başarılarıyla mutlu oluyor.
Aziz Sancar, ailesine çok bağlı bir insan. Ailesini görmek için Türkiye’ye geliyor. Ailesi de ona bağlı. Yılda en az bir kere gidip, iki hafta kalmaya çalışıyor. Aziz Sancar’ın pişmanlıklarından biri, İstanbul’u daha yakından tanıyamamak.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Cümleten biyografi

1.Anılar ihtiyarların bastonu
İnsan yaşlandıkça, ‘geçmişini’ yani anılarını, kendisine dayanak haline getirir. Ve hatıraların insan için tarifsiz bir tadı vardır. Necati Sönmez bunu ‘anıların tadı’ tabiriyle adlandırıyor.
Anıların tadı’ insanın hayata tutunmasını sağlar.
İhtiyarların bastonu, hatıralardır.
2.Bir geçmiş edinmenin zamanı geldi
Murat Belge, ununu eleyip eleğini duvara asanların, “artık bir geçmiş edinmenin zamanı geldi” kaygısıyla hatıralarını yazmaya koyulduğunu söyler.
Anı yazmanın öteki edebi türler gibi, özel bir yetenek gerektirmediği söylenebilir. Yazma yeteneği olmayan ya da sabrı olmayanlar bile, Celal Bayar ve Vehbi Koç gibi başkalarından yardım alarak, anılarını dile getirmişlerdir.
Anı yazarı genelde geçmişini hatırlar ve bu geçmişi olduğu gibi anlatmaya çalışır. Ancak yaşanılan ile yazılan arasındaki süre zorunlu olarak yorum dolayısıyla da farklılıkların ortaya çıkmasına yol açar. Hatta çoğu kez onunla hesaplaşır. Geçmişini yazarken sadece özel hayatını değil, mesela meslek hayatını, toplum içinde yüklendiği rolü de anlatır. Biz buradan, yaşanılan zamanın ruhuna dair dolaylı bilgilere ulaşırız.
Anı kitapları ömrün belirli bir evresini ‘toplu döküm’ olarak ortaya koyar.

29 Eylül 2015 Salı

Ne diyordu Turgut Cansever?

Düşünce sistemimizde başlayan çözülme, mimariyi de çöküşe sürüklemiştir.
Türk Aydını Ziya PaşaAvrupa seyahati sonrasında ‘garp’ta kaşaneler, şarkta viraneler’ gördüğünü söyler. Ona göre Doğu hususen Osmanlı ve onun başkenti İstanbul viraneydi.
İstanbul ve Bursa’yı gezen Andre Gide ise gördüğü mimari karşısında ‘işte şehir işte mimari’ der. Bu bir bakış açısı farkıdır.
ModerniteTürk Aydını’nı çarpmıştır… Eski şehri, sadece arsa değeri olarak gören anlayış tekel haline gelmiştir.
Modernite’ye göre şehirlerin katli vacip olmuştur.
Şehirleri katletme görevi sadece yabancılaşmış Sol aydının tekelinde değil, DP ile başlayan Sağ iktidarlar da şehir ve mimari katliamında sınır tanımıyor.
Aşağıdaki satırları düşünür-mimar Turgut Cansever’in görüşlerinden derledik. Meraklısı göz atar ve Cansever’in ruhuna fatiha okursa seviniriz.
Mimar Mühendisler Birliği Eski Başkanı Avni ÇebiLütfi BergenLütfü Şehsuvaroğlu, mimar Mehmet İşçi ve ‘O Şehri Yıkılır Gördüm’ kitabı yazarı Yahya DüzenliCansever’in yolunda şehir yazılarıyla bizleri aydınlatıyor.
Bu birikimden faydalanarak şehir üzerine daha ayrıntılı yazılar yazmamız gerekecek. 
Söz Turgut Cansever’in…

23 Eylül 2015 Çarşamba

Erdoğan Bölücülük Sorunu'nu gördü

1.Ne güzeldi vesayet günleri
Ne güzeldi vesayet günleri… Yapamadığımız her şey için hazır gerekçelerimiz vardı. Bu durum PKK eylemleri için bile geçerliydi.
PKK’nın her eyleminden sonra Bülent Arınç, “derhal soruşturma açılmalıdır” diye beyanat verirdi. Her konuşmasıyla terörizmi değil, güvenlik kuvvetlerini sigaya çekerdi.
Taraf gazetesi her terör olayı konusunda bazı dinleme kayıtları yayınlardı. Taraf gazetesinin teke sakallı istihbarat uzmanları gizli duyumlardan bahsederdi.
Evet ne güzeldi vesayet günleri
Perşembe günleri iple çekilir Kurtlar Vadisi izlenir, Metal Fırtına kumpası yüzbinlerce pazarlanırdı.
Eski komünist yeni liberaller, ‘derin devlet’ problematiği üzerine gizemli yorumlar yapardı. ‘Derin devlet’ geyiğine iman edenler Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın ağzına bakıp ertesi gün ne konuşacaklarını öğrenirlerdi. Onların Sünnilik ve Türklük’e hakareti rutin bir terbiyesizlik haline gelmişti.
PKK’yı MİT’in kurdurduğu fısıldanır, çığ gibi büyüyen Kürtçülük’ün algılanması imkansız hale getirilirdi.
Kısacası laklakla geçti bir koca dönem…

15 Eylül 2015 Salı

Bir kültür adamı olarak Sefa Koyuncu

1.Türkiye gazetesi Kültür ve Sanat Eski Yönetmeni
Geçtiğimiz günlerde Türkiye gazetesi Kültür ve Sanat Eski Yönetmeni Sefa Koyuncu’yu kaybettik.
Koyuncu ile aynı dönemde Türkiye gazetesi çalışmadık. Bizim çalıştığımız dönemde, belki de daha öncesinde memleketinden gazeteye haber, yorum ve şiirleriyle katkı sunuyordu. Gazetenin Seydişehir temsilciliğini yapıyordu. Kendisiyle gıyaben tanışıklığımız vardı, Yıllar sonra o İstanbul’a taşındıktan sonra yüzyüze geldik. Ben TGRT’den ayrıldıktan sonra bizi Hüdavendigar Onur tanıştırmıştı.
Yümni Kitapçılar Çarşısı’ndaki Dokuz Tuğ Kitabevi’nin sahibi Bekir Dağdelen’in akrabası idi. Dağdelen’le Koyuncu’nun kulaklarını çınlatırdık. Konyalı olan Koyuncu ile Yazarlar Birliği,  Türk OcağıESKADER ve Yesevi Vakfı’nda karşılaşırdık. Hüdavendigar Onur, Muzaffer Doğan ve Sefa Koyuncu ile Abdülhakim ArvasiNecip FazılAhmet Arvasi ve Afet Ilgaz üzerine sohbet ederdik. Afet Ilgaz’ın son dönemi hakkında haberleri Sefa Koyuncu’dan alırdık.
2.Kısaca Sefa Koyuncu’nun hayat hikayesi
Sefa Koyuncu 1950 yılında Konya’nın Ilgın ilçesine bağlı Aşağıçiğil kasabasında doğdu. Konya Karatay Lisesi ve Ankara M. Rüştü Uzel Kimya Meslek Okulu’nu bitirdi. Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.
Lisans tezini, Yeni Adam ve Yedi Tepe dergilerinin kurucusu, eleştirmen-yazar ‘Hüsamettin Bozok’un Edebi Makaleleri’ üzerine yaptı. Eğitim Fakültesi’nden pedagojik formasyon aldı. Askerliğini, Tekirdağ-Çorlu’da yaptı (1972).
Etibank Seydişehir Alüminyum Tesisleri Araştırma Laboratuvarları’nda laborant ve teknisyen olarak çalıştı.

9 Eylül 2015 Çarşamba

Kürt Tarihi'nin dönemeci Hoybun ve Bedirhanlar

1.Hoybun Cemiyeti’nin amacı Ermeni-Kürt İttifakı
Hoybun CemiyetiErmeniler’le Kürtler’in ortak kurduğu bir örgüttür… Amaç Türk Devleti’ni yıpratmak, Yavuz Sultan Selim ve İdrisi Bitlisi vasıtasıyla kurulan Türk-Kürt İttifakı’nı parçalamaktır.
Hoybun Cemiyeti’nin Başkanı Ermeni Vahan Papazyan’dır.
Süreyya Bedirhan amacı şöyle özetler: “1927 Ekimi’nde Kürtler’in savunucusu Hoybun ile Ermeni halkının temsilcileri Türkler’i ortak düşman kabul ettiler ve dayanıklı ilgilerinin ortaklığı onları genel bir barışmaya götürdü. Kendi ırkım adına onların meşru ulusçul istekleri Bağımsız ve Birleşik Ermenistan’a saygı duyuyorum.”
Bugün PKK, Hoybun Cemiyeti’nin amaçlarını gerçekleştirmek için çalışıyor.
2.Kürt-Ermeni Çatışması
Doğu ve Güneydoğu çok dilli, çok halklı bir yapıya sahiptir… Bölgede yaşayan Kürtler ve Ermeniler arasında tarih boyunca sorunlar yaşanmıştır.
Ermeniler Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ni içerden vurdu.  İki halkın birlikte yaşaması imkansız hale geldi.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Rüya'da İsmet Özel'i görmek!

1.Rüyalarımı aslında hatırlamam
Rüyalarımı aslında pek hatırlamam… Binde bir rüyalarımı hatırlayabiliyorum.
Son gördüğüm iki rüyayı net hatırlıyorum.
Rüyalarımın biri İsmet Özel’le diğeri Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ile alakalı. 
2.Gençosmanoğlu ile alakalı rüya
Aslında rüyada doğrudan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu görmedim.
Gençosmanoğlu’nun kitaplarını görüyorum.
Çok güzel baskıları yapılmış kitapların. Kutulu asıl kitapların içinden, stiger renklerinde sarı, erguvani ve yeşil küçük kitapçıklar çıkıyor arkasından.
Gençosmanoğlu’nun kitaplarına böyle bir baskı yapılmasına şaşırıyorum.
Yeni bir vakıf üniversitesi kurulduğunu Gençosmanoğlu’nun kitaplarının bu üniversitenin kuruluşuna katkı için prestij baskılarının yapıldığını rüyada öğreniyorum.
Yüce Allah hayırlara tebdil etsin. (Amin)

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Ahmet Rıza Bey ile Prens Sabahattin arasında

1.Paris’te iki fraksiyon başı
Yahya Kemal’in hatıratından hareketle günümüze bakmaya çalışıyorum.
Abdülhamit düşmanı Jöntürkler Paris’e kaçmıştır. Paris’te küçük bir Türk sürgün grubu vardır.
Genel olarak Jöntürkler her suçun suçlusunu Abdülhamit olarak görürler: “Hepimiz Osmanlıyız; Abdülhamit zulmetmese Hıristiyan tebamız çok iyi vatandaş olurlar.”
Bazı Jöntürkler, Abdülhamit’i Ermeniler’i katletmekle suçlarlar.
Aslında değişim fikrinden ziyade ‘Abdülhamit nefreti’ vardır ortada. Jöntürk zihniyeti, padişahlığı ve Abdülhamit müstesna Osmanlı Hanedanı’nı sever. Hatta Osmanlı Saltanatı’nı varlığımızın esası sayar.
Fransız yazar Pierre Qillard, Jöntürkler’in fikirlerini ve davranışlarını gözlemledikten sonra Ahmet Rıza Bey’e, “Sizin siyasi fikirlerinizle Abdülhamit’in siyasi fikirleri arasında zerre kadar fark yoktur” der.
Jöntürk akımının başında lider olarak resmileşmiş ilk şahsiyet Ahmet Rıza Bey’dir. Doktor Nazım onun yanında ve yardımcısıdır. Bu grup Paris’te Meşveret ve Mısır’da Şura-yı Ümmet gazetelerini çıkarmaktadır.
Jöntürkler’in diğer fraksiyonunun başını Prens Sabahattin çeker.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Tersine dünya'nın istikşafi görüşmeleri

1.Ortadoğu’yu nasıl okumalı?
Ortadoğutersine dünya’dır…
Uzun süredir Japonya’da halı ticareti yapan arkadaşım Japonlar’ın erdemlerini anlatıyor. Onu hayranlıkla dinliyorum.
Kazakistan’dan gelen komşum Çeçen, Uygur ve Ahıska mafyalarından söz ediyor şaşırıyorum. Komşum insan ilişkilerinde Ruslar’a ayrı bir değer veriyor.
Benzer durumu Almanlar, Amerikalılar, genel olarak bütün Batılılar karşısında yaşadığımız bir vakıa…
Güney’e indikçe durum daha vahim bir hal alıyor. Göçmenler, canlı bomba teröristler, ajanlar… Kimin kime hizmet ettiği belli değil. Her köşeden bir Lavrans, bir Gertrude Bell çıkabilir.
Vaziyet 100 yıl öncesinden çok az farklı…
Mehmet Akif’in JaponyaMizancı Murat’ın RusyaAhmet Haşim’in AlmanyaPeyami Safa’nın Fransa öykünmeleri boşuna değil.
Yahya Kemal, Tanpınar’a Batı gözlemlerini aktarır: “Fransa başkadır Hamdi, onlar iyi tahsil görürler, hayatları muntazamdır.”
Aynı muntazamlığı, aynı başarıyı Almanya, İngiltere, Amerika, Japonya, İtalya ve Rusya’nın eğitim sistemlerinde değişik şekillerde görebiliyoruz.
Çin, İran ve Hindistan önemli başarılar gösteriyor.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

'Boğaz'da viski içen şerefsizler'in sosyolojisi

1.Semboller üzerinden düşünüyoruz

Votka Rus, kola Amerikan içeceğidir…
Charles Levinson’un ‘Votka-Cola’ kitabı. ‘Votka-Cola’ karışımı, yeryüzünü talan eden ABD ve Rus sömürgecilerinin içki üzerinden sembolik alaşımı.
Levinson, ‘Votka-Cola’da sahnede çatışan ABD ve Rus ideolojilerinin perde arkasında yaptıkları işbirliklerini anlatıyor.
Başlangıçta kola ile sembolize edilen Amerika algısının perde arkasında viski’nin hükümranlığı vardır.
Viski, sömürgen kapitalizmin alametidir.
Kola, yaygınlaştırılarak herkes için bir bağımlılık aracına dönüştürülmüştür. Viski içen adam, ‘veresiye satan-peşin satan’ karikatürümüzdeki ‘peşin satan’ adamın kırbaçlı hali konumundadır.
2.‘Boğaz’da viski içen şerefsizler’ polemiği
Türk Basını, Bahçeli’nin “Boğaz’da viski içip HDP’ye oy veren şerefsizler” söylemiyle yıkılıyor.
Aslında ilk bakışta görülen özel hayata müdahaleyle konunun ilgisi yok. Mesele insanların viski ya da ayran içmesi değil.
Mesele üstseçkin şebekenin ‘Erdoğan karşıtlığı’ ile ‘HDP aşkı’nı birbirine karıştırması.
Rakamlar açık… İstanbul’da üstseçkinler’in yaşadığı Bebek, Nişantaşı ve Etiler’de HDP birinci parti. Türkiye’deki üstseçkinler’in ABD’deki mekanı Miami’de bile HDP ikinci parti.
Göstergeler gözler önünde… Bütün Batıcı medya HDP saflarında. Bir televizyon sunucusu HDP’nin oy oranını söylerken “bizim oylar” diyebiliyor.
Cengiz Sözübek, haber10’daki ‘Boğaz'daki Aşiret: Visk-i Türkler’ başlıklı yazısında Boğaz’daki Aşiret’le Boğaz’da viski içen şerefsizler nitelemesi arasındaki bağlantıyı net bir şekilde yakalamış: “Viski içen şerefsizler’in sosyolojik bir karşılığı var; Boğaz’daki Aşiret ya da tek kelimeyle: Oligarşi.”
Profesör Anıl Çeçen, ‘Boğazdaki Aşiret’in Türk milletinin ve devletinin kaderini belirleme hakkını ve yetkisini açıkça kendisinde gördüğünü söyler.
Çeçen yıllar önce HDP yönelişini, Boğaz’daki Aşiret adına hareket eden politikacılar şeklinde işaret etmişti.

4 Ağustos 2015 Salı

Bölünme gerçeği ve Ak Parti-CHP Koalisyonu

1.Siyasetimizin çatışma kutupları
 Siyasi hayatımız bir yanda ‘din x laiklik’, diğer yanda ‘Milli bütünlük x etnik ayrılık’ çatışması üzerine oturuyor.
Din x laiklik’ çatışmasının siyasi kurumları Ak Parti ve CHP… ‘Milli bütünlük x etnik ayrılık’ çatışmasının siyasi kurumları ise MHP ve HDP.
Bu yönüyle siyasi hayatımız 100 yıldır Yusuf Akçura’nın ‘Üç Tarz-ı Siyaset’ sunumunu ‘Dört Tarz-ı Siyaset’e dönüştürmekten başka bir şey yapmamış.
Siyaset kurumu bu çatışma denkleminden alabildiğine beslenmiş.
Çatışmadan beslenmenin yolu ‘biz ve onlar’ oyunu üzerine kurulu…
Biz ve onlar’ oyunu siyasi akımlar yükselirken iyidir, Bülent Arınç’ın deyişiyle hep “ütersin.”
İşler yolundayken terkib’i gözetmek kimsenin aklına gelmez.
Türk Siyaseti; Muhafazakarlık, Liberalizm, Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm alternatiflerine yönelmemekte direniyor.