9 Nisan 2015 Perşembe

Bir güzel adam: Erol Mermer

1.Bir derviş öldü dediler
Geçtiğimiz hafta yakın dostlarımdan ağabeyim Erol Mermer’i kaybettim. İstanbul’dan Ankara’ya taşınmanın en olumsuz tarafı eskimeyen dostlarla irtibatın ister istemez zayıflaması oldu. Erol Abi’yi kaybetmenin üzüntüsüyle işbu yazıyı kaleme alıyorum.
2.Zengin bir Sinema Kültürü
Erol Mermer’in temel ilgilerinin başında Sinema gelir… O Sinema içinde olan bir çok sinema emekçisinden daha fazla Sinema Kültürü ile içli dışlı idi. Batı Sineması’nı takip ederdi. İyi bir film arşivi vardı.
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Para-Kredi ekonomi dergisinde grafiker olarak çalışmaya başladı. Görüntü yönetmeni Orhan Kapkı’nın yanında kamera asistanı olarak sinemaya başladı. Bir yıl kadar bu sektörde çalıştıktan sonra, yaşanan ekonomik krizden dolayı tekrar reklam sektörüne döndü. Tele-Ajans ve Güzel Sanatlar Reklam Ajansı’nda art direktör olarak çalıştı. Askerlik görevinden sonra Konya’da kendi tasarım şirketini kurdu. Bu dönemde Numan Aydoğan Ünal vasıtasıyla Türkiye gazetesi sahibi Enver Ören’le tanıştı. Ören’in tavsiyesiyle Konya’dan İstanbul’a taşındı. 1989-1993 yıllarında Türkiye gazetesinde Grafik Servis Şefi olarak çalıştı.
1993-2000 yılları arasında TGRT’de görev aldı. TGRT’nin kuruluş döneminde Rahim Er genel müdürümüzdü. Erol Mermer’le bu dönemde tanıştım. Senaryo Değerlendirme Kurulu’nda birlikte çalıştık. Bu kurulda Prof. Dr.Durali Yılmaz, Prof. Dr. İsmet Miroğlu, Nihat Kitapçı, Dr.Cihanser Erel görev yaptı. Erol Mermer bu kurulda senaryo çalışmalarına katıldı.
Daha sonra TGRT yayına başladıktan sonra TGRT’nin yapımcı firması İfpaş’ın Drama Müdürü oldu. Bu süreçte Vefa (1993), Kimsesizler (1994), Sevginin Bittiği Yer (1993) ve Annemi İstiyorum gibi film ve dizilerde yönetmen ve yapımcı olarak çalıştı.

8 Nisan 2015 Çarşamba

Roma'nın sirkleri, Türkiye'nin Televizyon Dizileri

1.Roma’nın sirkleri
Gumilev’in ‘Etnogenez’ kitabı meşhurdur... Gumilev, olumsuz liderliğin (negatif passionerlik) sonuçlarını anlatırken, Roma’da tarlalarını kaybeden eski köylü-yeni şehirlileri’n durumunu örnek olarak verir.
Roma’nın eski köylü-yeni şehirlileri, bugün Türkiye’nin varoşlarının karşılığı.
Roma’nın eski köylü-yeni şehirlileri, beş katlı küçük evlerin küçücük odalarında barınırlar. Roma’da pislikler Tiber Vadisi’ne akıtılır. Dışarda Tiber Vadisi’nden yükselen pis kokular yayılmaktadır.
Benzer bir şekilde İstanbul ve Ankara’nın bir çok semtinde kanalizasyon nehirleri açıktan akmaktadır. Varoşlarda yaşayan eski köylüler ‘apartman’ adı verilen ‘ucube’ konutlar içine tıkıştırılmışlardır.
Artık ilk dönem varoşlarının güzelim gecekondularından bile mahrumuz.
Roma’nın eski köylü-yeni şehirlileri, sağlığa zararlı kurşun kupalardan şarap içip devlet’ten ekmek ve sirk talebinde bulunurDevlet, bu talebi karşılamak zorunda kalır. Aksi takdirde kitleler, ekmek paylarını arttırmak ve sirkte daha muhteşem gösteriler sunma vaadindeki farklı passioner grupların peşine takılabilir.
Bugün farklı passioner grupların karşılığı, farklı siyasi partilerdir.

31 Mart 2015 Salı

Umberto Eco: Kıyamet bir elektrik arızasından kopacak!

1.Umberto Eco: ABD’nin kıyameti elektrik
2003 yılında ABD’nin doğusunu felç edip, karanlığa boğan elektrik kesintileri, İtalyan felsefeci Umberto Eco’nun ‘‘kıyamet bir elektrik arızasından kopacak’’ düşüncesini akıllara getirmişti.
ABD’nin elektrikle büyük imtihanı
ABD’nin kuzey doğusu ile Kanada’nın güney doğusunda çok büyük bir alanda 14 Ağustos 2003 tarihinde yaşanan elektrik kesintisi, New York başta olmak üzere pek çok büyük kentte ‘11 Eylül Sendromu’ görüntülerine neden olmuştu. 
ABD’deki elektrik krizi, Consolidated Edison elektrik şirketinin Niagara’daki santralinin aşırı yüklenme nedeniyle devreden çıkmasıyla meydana gelmişti.
Bu kesintiden ABD’nin New York, Detroit, Cleveland kentleri Kanada’nın Ottowa ve Toronto kentleri etkilenmişti. Krizden sonra bu şehirlerde ulaşım tamamen durmuş, insanlar asansörlerde ve metroda mahsur kalmıştı.
Bu durum ister istemez Umberto Eco’nun ‘Kıyamet bir elektrik arızasından kopacak!’ iddiasını akıllara getirmişti.

24 Mart 2015 Salı

Bunalımdan İslam'a Ayşe Şasa

1.Nejat İşler’den Vedat Türkali’ye Batıcı koloninin tercihleri
Geçtiğimiz günlerde bir grup Sol seçkin, seçimlerde Abdullah Öcalan’ın partisi HDP’yi destekleyeceğini açıkladı. Gazeteler, haberin başlığını Nejat İşler isminden hareketle koydu. Oysa bu oluşumda temel isim Vedat Türkali’dir.
Cemil Meriç’in tespitiyle söylersek o ‘neyi yıkacağını’ bilir.
Ayşe Şasa, sinemaya girdiği altmışlı yıllarda, Yeşilçam’ın ünlü yönetmen, senarist, oyuncu ve yapımcılarından bir grubun içindedir. Bu gruptan Atilla TokatlıAyşe Şasa ile evlenecektir.
Atilla Tokatlı’nın nikah şahidi Atıf YılmazAyşe Şasa’nın şahidi ise Vedat Türkali’dir. Bundan bir süre sonra Atilla Tokatlı ve Ayşe Şasa boşanır.
Atıf Yılmaz ise önce Ayşe Şasa sonra da Vedat Türkali’nin kızı Deniz Türkali ile evlenir.

17 Mart 2015 Salı

Yaşar Kemal'le Yılmaz Güney Moda'da yetiştirildi

1.‘Bilim ve Yanılgı’ kitap ismi olarak çok şey söylüyor
Biyografi ve hususen soybilim araştırmaları bilimsel yöntemlerle şekillenir.
Biyografi edebiyat mıdır, tarih midir? Sorusunun cevabını bile öncelikle tarihten yana cevaplamak gerekir. Çünkü işlenilen malzeme insan hayatının aşamaları üzerinde şekillenir.
Öyleyse hayatın malzemelerinin derlenmesi öncelikle bilimsel dayanaklardan yoksun olmamalı. Edebiyatın hakkı, bilimsel verilerin üzerine bir inşadır.
Bilim ve Yanılgı’ Taha Akyol’un bir kitabının ismi. Bu kitap ismi bile bilimsel yaklaşım adına çok şey söylüyor.
Osman Çakır, 12 Eylül 1980 darbesine kadar yayınlanan Devlet dergisinin idari işler müdürü idi. Çakır, nehir söyleşi tarzı iki kitap yayınladı. ‘Hatıralar Yahut Bir Vatan Kurtarma Hikayesi Nevzat Kösoğlu ile Söyleşiler ve Türk Milletine Borcumuz Var İdris Yamantürk üzerine yazdığı eserler yakın tarihimize ışık tutuyor.
Türk Yurdu dergisindeki haftalık sohbetlerimizde Osman Çakır’ın benim ‘Bir yabancılaşma tasarımı olarak Yaşar Kemal’ yazıma eleştirileri oldu. Eleştirinin özeti, yazıda bazı zorlamaların varlığı idi.
Eleştiri bir bakıma doğru. Çünkü yazıda eksik noktalar vardı. Yazının eksiklerini Yalçın Küçük’ün ‘Büyük naif yazarımız Yaşar Kemal üzerine doğru-yanlış cetveli’ yazısından tamamlıyoruz.

10 Mart 2015 Salı

Niçin Biyografi Atölyesi?

1.Şeytanın bacağını kırmak için hayal et!
 Kemal Tahir okurları bilir, üstadın bir dergi projesi vardır… Notlar’da ve diğer sohbetlerinde dergi projesinden sık sık bahseder. Kemal Tahir dergi projesini o kadar abartır ki, giderek proje gerçekleşmesi imkansız bir ütopya haline gelir.
 Ve fakat bu ütopik dergi projesi olmasaydı Kemal Tahirciler’in çıkardığı ‘Türkiye Defteri’ dergisi gerçekleşemezdi.
 Yahya Kemal, ‘insan hayal ettiği müddetçe yaşar’ buyuruyor.
 Türkiye’de bugün birçok şey var.
 200 üniversite, dünyanın 16. ekonomisi, 13. kültür ekonomisi, yıllık 47 bin çeşit kitap yayını.
 Ama eğitim sisteminin gençlerimizi sarmaladığı kariyer düşüncesi nedeniyle aşırı bir rasyonelleşme var. Bu rasyonelleşme, gençlerin ütopya oluşturmasını engelliyor.
 Küresel sistem idoller eliyle ülkeleri sömürüyor, sömürdüğü ülkenin insanlarını edilgenleştiriyor, geleceğini yok ediyor.
 İdoller, küresel sitemin şaklabanlarıdır.
 İdoller, bazen şair, bazen yazar, bazen türkücü, bazen sinema oyuncusu, bazen futbolcu olabilir. Önemli olan pasifleştirmek ve insanların aklından gelecek tahayyülünü almaktır.
 Tezgah buysa oyunu bozmak gerek.

3 Mart 2015 Salı

Bir yabancılaşma tasarımı olarak Yaşar Kemal

1.Yalan mesajların Yaşar Kemal’i
Yaşar Kemal’in vefatı üzerine başsağlığı mesajları ardı ardına yayınlanıyor.
Sol ve bölücülerin matemini anlıyorum.
Sağ seçkinlerin başsağlığı mesajlarını dinliyorum. Mesajlarda Yaşar Kemal’in barış sevdası’ndan eşkıya İnce Memed’in yüceltilmesine kadar birbirinden saçma görüşler yer alıyor.
Bugün bize ışık tutan hocamız Cemil Meriç
Okuyoruz Cemil Meriç’i: “Bizi helak eden ne ahlaksızlık, ne bencillik ne kafamızın ağır işlemesi. Felaketimizin kaynağı kültür yokluğu.”(Bu Ülke)
Buradaki ‘kültür yokluğu’nu sıradan ‘kültürsüz’lükle karıştırmayalım.
Meriç’in söylemek istediği bir nevi ‘kültür laikliği’ içinde oluşumuz. Sorun inandıklarımızın yaşamaya dönüşmemesi. İnancı ayrıhayatı ayrı algılıyoruz.
Devam ediyor Cemil Meriç: “Bir öğrenci kayıtsızlığı içindeyiz. Hoca tanımadığımız için yardım görmemize imkan yok. Kendini yığın haline getiren bir millet payidar olamaz. Tek kaygısı para olan bir yığın yaşayamaz.”(Bu Ülke)

24 Şubat 2015 Salı

Boğaz'daki Aşiret kalpazandır!

1.Boğaz’da aşiret olur mu?
Boğazbildiğimiz Boğaziçi Aşiret’in Boğaziçi’nde elbette işi yok.
Benim ‘Boğaz’daki Aşiret’ adlandırmamda aslında gizli bir ünlem var.
Boğaz’daki üstseçkin yabancılaşmayı anlatmak için bu tanımlamayı yapmıştım.
Ayhan Bıçak’ın ‘Tarih Metafizikleri’nde söylediği üzre feodal yapılarda insan varlığını hukuk’un şemsiyesi altında değil, güc’ün şemsiyesi altında yaşamak zorundadır.
Aşiret; reisler, aşiret üyeleri ve kölelerden oluşmuştur. Ailedeki gizli kölelik, nüfusun ve gereksinimlerin artması dış ilişkiler, savaşlar ve değiş tokuşun artmasıyla gelişmiştir.
Kişi varlığını hukukla sağlayamayınca feodal bağlarla sağlamaya koyulur. Aşiret yapılarını yaşatan ve geliştiren, bu yerel çözümsüzlüktür.
Yaşanılan coğrafya, hukukun işlemediği bir bölgeye dönüştüğü zaman insan insanın kurdu olur. İşte aşiret yapıları bunun yaşandığı toplumlardır.

17 Şubat 2015 Salı

Ankara Kalesi'nden yeni Ankara'ya bakmak

1.Eski Ankara’nın sokaklarında
Kıymetli dostum Fahri Atasoy’la Ankara turundayız… Türk Yurdu dergisinin Sezenler Caddesi’ndeki merkezinden çıkıp, Yeni Ankara’dan Eski Ankara’ya gidiyoruz. Sezenler Caddesi’ndeki Atatürk Lisesi hayatımın iki yılını geçirdiğim bir tarihi mekan. Orada da yazılacak çok şey var.
Eski Ankara’yı görmeyeli yıllar oldu. En son Ankara Kalesi’ne ‘Buram Buram Ankara’ belgeselinin çekimleri vesilesiyle 20 yıl önce çıkmıştım.
Şimdi İstanbul yorgunu bir eski Ankaralı olarak yeniden kalenin burçlarındayım. Son 20 yılda Ankara’da çok şey değişmiş. Değişimin olumlu ve olumsuz yönleri var.
Dostum Fahri Atasoy’la Ankara’yı anlamaya ve anlayarak yaşamaya çalışıyoruz. Bu yürüyüş boşuna bir şehir turu değil. Yaşadığımız mekanla irtibat kurduğumuz sürece hayata bağlılığımızın ve gelecekten umudumuzun arttığını görüyoruz.

10 Şubat 2015 Salı

Bir işbirliği coğrafyası olarak Rodos ve Oniki Ada

1.Yunanistan seçimleri bizi niçin ilgilendiriyor?
Yunanistan seçimleri sürprizle sonuçlandı.
Yunan halkı, dedelerinin ve babalarının isimleriyle siyaset yapan Karamanlis, Papandreu ve Venizelos isimlerine iktidar şansı vermedi. Yunanistan’ın politik ocakları niteliğindeki bu aileler, tarihte ilk defa iktidar sarmalının dışında kaldı.
Yunanistan’da parlamento seçimini Aleksis Çipras önderliğindeki Sosyalist İttifak (SYRİZA) kazandı. Sosyalist İttifak’ın en önemli artısı Yunanistan’daki Müslüman Türk azınlığın temel haklarına saygı göstereceğini vaad etmiş olması.
Bu vaad karşılığını seçimlerde buldu. Batı Trakya’da Sosyalist İttifak listesinden üç Türk milletvekili seçildi. Gümülcine’den 2 ve İskeçe’den 1 milletvekili parlamentoya girdi.
Gümülcine’den Dr. Mustafa Mustafa ve Dr. Ayhan Karayusuf meclise girmeyi başardı. İskeçe’den ise Hüseyin Zeybek seçildi.
2.Rodos, İstanköy ve Oniki Ada Türkleri
Önce Onki Ada kavramını anlamaya çalışalım. Buradaki 12 sayısı Ege’deki adaların sayısı değil, ‘12 üyeli meclisle yönetilen adalar’ anlamındadır. Ege’de irili ufaklı onlarca ada var.

3 Şubat 2015 Salı

Yanya Sultanı'nın sosyalist senatör torunu

1.Arnavutluk’tan Beşiktaş’a
Bugün Arnavutluk sınırları içinde kalan Yanya şehri Osmanlı döneminde Tepedelenli Ali Paşa ile birlikte anılır. Hatta Osmanlı’ya isyan eden Tepedelenli, ‘Yanya Sultanı’ diye anılır.
Bugün hayat hikayesini anlatacağımız Fatma Hikmet İşmen de Tepedelenli Ali Paşa’nın torunlarındandır.
Tepedelenli’nin yakın dönemde bildiğimiz torunlarından biri Kemal Derviş diğeri de yazar Abdülhak Şinasi Hisar’dır. Derviş, sosyal demokrat, Abdülhak Şinasi sağcıdır.