5 Mart 2013 Salı

İtirazım var Müslüm Baba!

1.Arabesk Türk Tarihi’nin en önemli kültür olaylarından biridir
Eğer tasavvuf olmasaydı Moğol İşgali’ni atlatamazdık… İşgal, ağır bir travmaydı. Moğol askeri neyse de, Sasani Bürokrasisi’ni ‘devlet’ diye yedirmelerine tahammül etmek çok zordu.  
Aynı şekilde Arabesk Müzik olmasaydı, köyden şehre göçün yarasını saramazdık. Kökümüzden kopardılar bizi. Ömrümüz maişet derdinden çok bize dayatılan yabancılaşmaya direnmekle geçti. Kitabımızda olmayan iki yüzlülük, kirli takiyye, modernite şablonuyla üstümüze giydirilmek istendi. Çifte kimlikle yaşamak ne zor şeydir. ‘Sevginin sahtesine’, ‘Şu emanet gülmeye’ ‘İtirazım var’ demeyi Arabesk Müzik’ten öğrendik.
2.“Talihin böylesine itirazım var” Müslüm Baba!
Arabesk’in isyan ettiği kader, felektir, ‘kör talih’tir, tezgahtır. Beşeri oyunadır isyanımız. Hak Teala’ya boyun eğmeyi erdem biliriz. Orhan Baba, ‘Bir teselli ver’ yakarışıyla terkibimizin sözcüsü olmuştur.
Biz talihsiz bir milletiz Müslüm Baba!
Senin buyurduğun gibi, “bu benim meselem derin mesele.”
Bizim aydınımız Göktürkler’den bu yana dönektir. Döneklik aydınımıza söyleyebileceğimiz en aziz sıfattır. Sen başkası olamadın, hep kendin kaldın, bunlar tam tersi bir türlü kendileri olamadılar. Bize hor baktılar. Ya göbeğini kaşıyan adamdık onlar için, ya sokaklara tüküren köylüler… Bu ne derin sosyolojidir Hocam: “Hatırım çiğnendi, kalbim kırıldı Ömrümün derdidir benim meselem.”

26 Şubat 2013 Salı

Sabetaycı iki mevlevi şeyhi



1.Mevleviliğe biçilen misyon
Bugün Mevlevilik, tasavvufu kendilerine göre anlamaya çalışan bir kısım yabancılaşmış aydın tarafından, dine karşı bir eğilim olarak öne çıkarılmak istenmektedir. Mevlevilik geçmişte de daha çok yabancılaşmış üstseçkinler, arasında kabul görmüştür. Bugün Mevlevilik, ‘tarikat’ fonksiyonunu tamamen yitirmiştir.
Bürokrasi içinde yaygınlaşan mevlevilik, daima iktidarla barışık olmuştur.
Mevlevilik iktidar ilişkisi, mevlevilerin Konya’da bir siyasi güç olarak yer aldığı ilk dönemlerde bile sorun olmuştur. İşgalci Moğol yönetimi ile Karamanlı Beyliği arasında süren iktidar mücadelesinde Karaman Beyi, mevlevilerin Moğol Yönetimi’nden taraf olmasından şikayetçi olur. Buna karşı Mevlevi Şeyhi Ulu Arif Çelebi, “biz derviş kimseleriz ve Allah’ın iradesi ile devlet kime tefviz edilmiş ise ona bakar ve iktidarın yanında yer alırız” der.

19 Şubat 2013 Salı

Türklük'ten istifa etmek Beyoğlu yakasının adetlerinden

1.Türklük engellenemiyor
Hayatı boyuncu ‘milliyetçi olmayan’ Ertuğrul Özkök son zamanlarda Türklük vurgulu yazılar yazdı. Bu yazılar tepki alınca, Ertuğrul ÖzkökTürklük’ten istifa etme kararı aldı.
Türklük’ten istifa etmek Beyoğlu yakasının adetlerinden biridir… PKK kurucuları Rizeli Kemal Pir’den, Adanalı Duran Kalkan’a, Çorumlu İsmail Beşikçi’ye Türklük’ten kaçış sürüyor.
Türklük’ten kaçış aslında sadece bugünün adeti değil. Yahya Kemal ve Ziya GökalpMütareke döneminde Türklük’ten kaçanları örnekleriyle anlatırlar… Osmanlı coğrafyasının değişik noktalarında Türk kökenli aydınlar, bu dönemde Türklük’ten istifa edip başka etnik yapılara kaçarlar. Ömer Seyfettin, ‘Kamçı’ öyküsünde İstanbul’da bir Türk’ün Türklük’ten kaçış hikayesini mizahi bir dille anlatır.
Bazılarının zihninde Türklük, bugün de Mütareke İstanbulu’nda olduğu gibi ‘kerih’ bir kimlik.
İşgal medyasında akredite edilmeyen Türklük, yabancılaşmış aydının üç değilinden biridir. Bunları tehlike sırasına göre şöyle sıralayabiliriz: 1.Türklük, 2.(hukuk zeminindeki) İslam 3.Osmanlı cihan hakimiyeti ideali.

12 Şubat 2013 Salı

CHP niçin dalgalanıyor ya da İdris Küçükömer

Eğer Erovizyon’a girersek, sunucusu Bülent Özveren olacak… Nazlı Ilıcak’ın 40 yıldır köşe yazarı olduğu, Ömer Üründül’ün resmi maçların resmi yorumcusu olduğu bir ülkede Bülent Özveren’in sunuculuğuna şaşırmamak gerekiyor.
Bu yüzden yaklaşık 200 yıldır onaylanmış, vaftiz edilmiş metinleri çoğaltarak konuşuyoruz. Bu yüzden kimsenin eli İdris Küçükömer’in Düzenin Yabancılaşması’ kitabına uzanmıyor. Çünkü okunsa 200 yıllık yalanların bir kısmı anlaşılacak.
1.CHP niçin dalgalanıyor?
Aslından CHP milletvekilleri Hüseyin Aygün’den Osman Aydın’a, Birgül Ayman Güler’e, CHP’nin krizinin temelinde Küçükömer’in işaret ettiği zıtlıklar yatıyor.
Bir yanda Deniz Baykal önderliğindeki Osman Aydın’dan Birgül Ayman Güler’e, ulusalcı cephe…
Diğer yanda Ötekileşme tezi mimarı Binnaz Toprak, Hüseyin AygünŞafak PaveySezgin Tanrıkulu gibi Avrupa muhipleri var.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun işi zor… Laiklik eskisi gibi aşırı uçlar arasında, ‘gericiliğe karşı’ yapışkan rolü oynamıyor.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Lozan'ı Daytonlaştırmak ya da Demokratik Özerklik

Lozan Barış AntlaşmasıDayton Barış Antlaşması ve Demokratik Özerklik… Birbirinden ayrı bu üç kavram, artık hayatımızın içinde bir olgu haline dönüşüyor.
Lozan Anlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal egemenliğini elde ettiği bir anlaşmadır. TürkiyeAbdullah Öcalan’ın Demokratik Özerklik projesiyle Bosna-Hersek’teki Dayton Anlaşması’na benzer bir yapıya dönüştürülecektir. Bu süreçle ülke vatandaşlığından ‘entite vatandaşlığı’na geçilmiş olacaktır.
1.Bosna-Hersek’teki Dayton Anlaşması bizi niçin ilgilendirmeli?
Bosna-Hersek’te savaşı sonlandıran Dayton Anlaşması, vatandaşlık tanımını etnik temele indirgeyen bir anlaşmadır. Dayton Anlaşması’yla üçlü etnik yapı hukuki bir zemin bulmuştur. Dayton Anlaşması, bir federasyon ve bir cumhuriyetin küçük kantonlarla amipleştiği bir idari yapı ortaya çıkarmıştır. Etnik temelli vatandaşlık anlayışı nedeniyle Bosna-Hersek idare edilmesi gittikçe zorlanan bir yapı arz etmektedir. 

Bosna-Hersek’te meclisten bir kararın alınabilmesi için her entiteden gelen milletvekillerinin belli yüzdesinin o karara onay vermesi gerekmektedir. İşte bu sebepten dolayı, Bosna-Hersek’in devlet düzeyindeki meclisinde bir düzine tıkanıklık bulunmaktadır. Farklı millet temsilcilerinin çok az konuda uzlaşabiliyor olmaları yüzünden köklü reform kararları alınamamaktadır.
Dayton Anlaşması’nın dördüncü tarafı konumunda olan Batı, icranın içinde bir taraf konumundadır.
Bugün Bosna Hersek’te her birim, birbirinden bağımsız devletler gibi hareket etmektedir.

30 Ocak 2013 Çarşamba

Soyunu arayan adam TKP'li Ahmet Kardam

Benim ‘Kart Kurt Sesleri’ kitabım Bedirhan Bey ve ailesini anlatır. Ailenin Siyasi Kürtçülük içindeki yeri nesiller boyunca işlenir. TKP’li Ahmet Kardam da Bedirhan Ailesi mensuplarından bir isim…
 1.Soyunu arayan adam:
Ahmet Kardam 1992 yılında ablasından ilginç bir hediye alır. Hediye, elyazması bir defterdir. Kardam’ın babaannesinin babası, Sultan Abdülhamid’in paşalarından Ali Galip Paşa’dır. Defter, 1933 yılında Ali Galip Paşa tarafından, ölümünden kısa bir süre önce yazılmış.
Kardam defteri okuyunca ailesinin kökenine ilişkin o güne kadar hiç duymadığı şeyler öğrenir:
Babaannesinin babası Ali Galip Paşa’nın soyu Mihail Gazi (Mihael Kosses)’ye dayanır. Mihail GaziOsman Devleti kurulurken, Osman Bey’le işbirliği yapan, Bizans’ın Harmankaya tekfurudur.
Mihalzade Ali Galip Paşa, 1880 yılında o sırada Aydın Mutasarrıfı olan Necip Bedirhan Bey’in kızı Sariye ile evlenir. Bu evlilikten doğan üç kızdan biri Kardam’ın babaannesidir.
Kardam da aile köklerini tesadüfen öğrenen ünlüler kervanına katılır: “Yani ben Bedirhan Bey’in beşinci kuşak torunu oluyordum! Ben, kardeşlerim ve kuzenlerim kökenlerimiz konusunda hiçbir şey bilmiyorduk. Bizden gizlenmiş, açığa çıkartılmayı bekleyen bir ‘aile sırrı’yla karşı karşıyaydım.”

23 Ocak 2013 Çarşamba

Kayıp şehrin yazıcısı Metin Kaçan



1.Yeni şehrin içinde ama onun dışladığı adam
Şu sıralar dizilerden ‘Kayıp Şehir’i izliyorum… Belki yer yer kendi hikayemi bulduğum için seyrediyorum diziyi.
İstanbul’un hafızasında 1960’ların, 70’lerin, 80’lerin izleri var. Köyden şehre göçle oluşan bir İstanbul bu… İstanbul’da doğmayanların, doğamayanların İstanbul’u.
Yeni İstanbul çocuklarının hemen hiçbirinin iki ismi yoktur. Üç isimli seçkinlerden değildir onlar. Sadece bir adı bir de soyadı vardır bu adamların. ‘Kayıp Şehir’ bozuk para gibi harcar onları. ‘Kayıp Şehir, en son kendi yazıcısı Metin Kaçan’ı harcadı.

15 Ocak 2013 Salı

Fukuyama'yı döven sütçü!

1.‘Tarihin Sonu’ kimin sonu olacak?
Francis Fukuyama, Japon asıllı Amerikan devşirmesi… Hazret Sovyetler Birliği çözülünce zafer narası mahiyetinde bir tez ileri sürdü. Tezin adı: ‘Tarihin Sonu’…  Teze göre Sovyet sisteminin yıkılmasıyla liberal ekonominin alternatifsizliği perçinlenmiştir. Artık tarihin sonu gelmiştir. Kemal Sunal söylemiyle söylersek, “ağanın lafı üzerine artık söz söylemek mümkün değildir!”
Tarihin Sonu’ tezi dünyanın bir çok ülkesinden ziyade Türkiye’de etkili oldu. Türkiye küresel olayları içselleştirmesiyle ünlüdür. Can Yücel’in bu konuya örnek bir eleştirisi vardı. Çekoslavakya’nın Sovyetler tarafından işgaline karşı çıkmak, hiçbir ülkede sorun olmazken, Türk Solu’nda işgal yüzünden bölünmeler yaşandı.
Bunun üzerine Can Yücel, “Sovyetler, Türk Solu’nu bölmek için Çekoslavakya’yı işgal etti” vecizesini patlattı.
Sovyetler Birliği çözülünce, marksist bildiğimiz onlarca aydın, topluca kapitalizme biat etti, Fukuyamacı oldu… Altan Ailesi’nin, Özal döneminde başlayan değişimi, daha sonra ‘entelektüel bir salgın’ haline geldi. Biz bu değişimi yerliliğe, İslamiliğe doğru bir evrimle zannederken, değişin mimarlarının bizi dönüştürmek istediğini 10-15 yıl sonra anladık.

13 Ocak 2013 Pazar

Şehir düştü, demeden önce

Bizanslı tarihçi Yeorgios Francisİstanbul’un fethi için yazdığı kitabının adını ‘Şehir Düştü!’ koyar.  Bizans’ın son imparatoru Konstantin’in sadık adamı olan Francisİstanbul’un Fethi’ni, tarihin içinde yaşarken sağlıklı bir şekilde yorumlayabildiği için başarılı bir aydındır.
Biz bugün ne yapıyoruz? Sorusunu doğru cevaplamak da bizim imtihanımızın kritik dönemeci…
1.Aydın ne işe yarar?
Hilal TV’de Resul Tosun’un konuğu Sadettin Ökten… Resul Tosun soruyor, düşünür-mimar Sadettin Öktenİstanbul’u yorumluyor. Ökten’in sözlerinden anlıyorum ki, Francis’in İstanbul’un Fethi için kullandığı ‘Şehir Düştü’ ifadesi, bu gidişle doğrulanacak gibi.
Ökten’i dinlerken ‘Aydın ne işe yarar?’ sorusunu cevabını buluyorum. Sağın bu sorunun cevabına inanmadığını görüyorum. Onlar vasat adamı ve betonu seviyor.
Bu yüzden Turgut Cansever, Teoman Duralı, Durmuş Hocaoğlu ve Sadettin Ökten bu toplumun bilgeleri değil, meczupları yerine konuluyor. Mimar Mühendisler Grubu’nun değişim süresince ürettiği fikirler özellikle dikkate alınmıyor.  

9 Ocak 2013 Çarşamba

Kürt Hareketi ve passioner liderlik

1.Kürt Hareketi’nde iki kayıp Talabani ve Elçi
Yaşadığımız günler Kürt Siyasi Hareketi açısından sıcak günler… Abdullah Öcalan’la İmralı’da resmi görüşmelere başlandı. Yaşadığımız süreç, Öcalan’ın PKK ve uzanımları üzerindeki etkisini de gösterecek.
Görüşmelere katılan isimlerden Ahmet Türk DTP Eski Genel Başkanı ve şimdi Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı… Ahmet Türk, Kürt Siyasi Hareketi’nin ikincil liderlerinden bir isim…
Öte yandan Ak Parti’nin Erdoğan sonrası liderlik mücadelesinde Hakan Fidan ismi de bu süreçle alternatifler arasına girecek.
Kürt Siyasi Hareketi’nin ılımlı liderlerinden biri olduğu söylenen Şerafettin Elçi geçtiğimiz günlerde vefat etti. TBMM’deki Türk Bayrağı sarılı devlet törenin ardından Cizre’de Kürt Bayraklı törenler düzenlendi. Elçi, Milli Takımlar Eski Teknik Direktörü Mustafa Denizli’nin kayınpederi. DenizliŞerafettin Elçi’nin kızı Evin Elçi ile evli ve şimdi Rizespor’u çalıştırıyor.
Elçi’nin partisi KADEP’in Genel Başkan Yardımcısı da Hülya Avşar’ın kuzeni Yüksel Avşar… 
Kürt Siyasi Hareketi’nin Kuzey Irak’taki uzanımları da bizi ilgilendiriyor… Irak Cumhurbaşkanı ve KYP Eski Lideri Celal Talabani ölüm döşeğinde… Oğlu Kubat Talabani, Kuzey Irak Yönetimi’ni eklemlenmiş vaziyette… Ancak Bölgesel Kürt Yönetimi de homojen bir yapı değil. Talabani Bölgesi Sorani dil havzası, Barzani Bölgesi Kırmançı dil havzası… Uzmanlara göre Soranice ile Kırmançca arasındaki fark İngilizce ile Fransızca arasındaki fark gibiymiş…

2 Ocak 2013 Çarşamba

Yargının bakışı değişti Soner Yalçın çıktı

1.Aslında ne oldu?
Yıl 2009… Ahmet Altan’ın kızı Sanem Altan soruyor, amcası Mehmet Altan cevaplandırıyor:
“Bence AKP’ye kalsa Ergenekon kapanır bile. AKP’yi aşan bir irade Ergenekon’un peşinde… Dünya sistemi Ergenekon’u tasfiye ederek Türkiye’yi tedavi ediyor… Burası NATO ülkesi. Burada NATO’nun ve ABD’nin istemediği hiçbir darbe olmaz.”
Mehmet Altan’dan dinlediğimizi anlamaya çalışıyoruz:
1.Ergenekon’u iktidar değil, dünya sistemi NATO tasfiye ediyor.
2.Ergenekon’u tasfiye ederek, Türkiye’yi tedavi ediliyor.
Hasan Cemal, Cengiz ÇandarMehmet Altan… Bu isimler sıradan köşe yazarları değil… Resmi bir sıfatları yok ama görünmeyen protokollerde bir konumları var.
Bu yüzden Ergenekon Davası’yla ilgili olarak Mehmet Altan’ın yukarıdaki yorumu önemli…