14 Mart 2012 Çarşamba

Başvekil Talat Paşa'dan Başbakan Erdoğan'a

Türkiye’de beylik inanışlar vardır… Bu inanışları yerinden kıpırdatmak, o kadar kolay değildir. Bunlardan biri de, ‘İttihat ve Terakki’nin 600 yıllık imparatorluğu 10 senede yıktığı’ iddiasıdır.  Bu iddianın soldaki en müşahhas seslendireni, Kemal Tahir’dir. Sağda ise bu çok yaygın bir kanaattir. Hatta inanç düzeyinde bir algılamadır. Ne yazık ki, yakın dönemde kaybettiğimiz tarihçi Yılmaz Öztuna da bu kanaate idi.

Bazen düşünüyorum ve “keşke benim de böyle kolayca inanabileceğim bir fikri sabitim olsaydı” diyorum. İttihat ve Terakki, 600 yıllık imparatorluğu 10 senede yıktı tezi, bizim olguları olduğu gibi görmemizi engelliyor. Belki Devlet Arşivleri açılmadan önce, böyle hipotezleri savunmak kolaydı. Şimdi her hangi bir konuda biraz salladığınız zaman, bomba elinizde patlayabiliyor.

7 Mart 2012 Çarşamba

Her gün bir dizim var

Her gün bir dizim var, kafam rahat.

Evet ben eskiden Türk dizilerinin muhalifi idim.

Sürekli bu dizileri eleştirir, etrafımı rahatsız ederdim. Hatta bu yüzden evde bazı görüş ayrılıklarına yol açıyordum.

Hayatımı, kıymetli dostum Dr. Yusuf Gedikli değiştirdi. Yusuf Hoca’yla Eren Gündoğan’ın Cağaloğlu’daki yazıhanesinde oturuyorduk.

Hoca, “eskiden başımda sepet gibi bir ağırlık taşıyordum. Sonra bir Türk dizisi seyredince dünyam değişti, kafamdaki sepet kalktı” dedi.

Bunun üzerine ben de çoktandır kafamda taşıdığım şeyin bir sepet olduğunu, eğer bir Türk dizisi seyredersem, benim kafamdaki sepetin kaybolacağına inandım.

Hemen o akşam Türk dizilerinden birini seyrettim. Hakikaten doğruydu!

27 Şubat 2012 Pazartesi

İzafeten İsim Teorisi

Kıymetli dostum Yaşar Süngü Bey’e söz verdim. Yazmam gerek! Ama uzun süredir yazamadım. Aslında mesele, günlük yazı mantığına girememekten kaynaklanıyor…Yoksa ben aslanlar gibi yazarım. Epey bir kitap yazmış bir adam olarak, enteresan bir şeklide güncel bakış açısına bürünüp yazamadım.

Sorun bu yazma sürecine girdikten sonra ne voleleri kaçırdım düşünüyorum. Anter Anter rüzgar gibi mağdurları oynarken, ben onun Türk Bayrağı yakmaktan suçlu olduğunu yazamadım. Mehmet Ali Birand’ın kayınçoları Ali ve Ömer Karacan’ın Milliyet’ten tasfiyesini yazamadım.

Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in Atatürk demagojilerini yazamadım. Ardından başbakanın ikinci, Kadir Topbaş’ın birinci ameliyatı geldi. Mitçiler, polisler ve adliyeciler birbirine girdi. Ben hiçbir şey yazamadım.  Aslında şu anda da yazacaklarım çok belirgin değil…