8 Mayıs 2012 Salı

Fikirsiz burjuvazi ötekileşir

Bu yazıda uçmaya karar verdim. İçimden bir ses eğer uçmazsam, sütun yetmezliğinden yazılarıma son verileceğini söylüyor. Bu yüzden sadece nalına mıhına değil, gözüne gözüne yazmaya karar verdim.

Hem uçmadıktan sonra yazmanın ne anlamı var. Maaşlı, memur yazıcılardır uçmayanlar… Benim gibi tek işi yazmak olan işsiz yazıcılar uçmak zorundadır… Yazını, müşterilerine sevdirmek zorundasın. Yazdıklarını sevdirmezsen geçinemezsin, para kazanamazsın…

Bu yazıyı okuyacaksanız, siz de uçacaksınız…

Evet uçuş başlıyor. Emniyet kemerlerinizi takın. Paraşütler koltuğumuzun altında.

Kafadan giriyorum damar konuya…

Türk sağının en temel yanlışlarından biri, dünya görüşü mensubiyetini, hayati bir tercih değil, geçici bir pazarlama stratejisi olarak görmesidir. Yani dünya görüşü, kendimiz olma bilgisinin bir sonucu değildir de kuruluş ve yükselme döneminde bir strateji hatta pazarlama stratejisidir.  Dünya görüşü mensubiyeti, Türk burjuvazisi için zirve dönemlerinde tasfiyesi gereken bir yüktür!

Anti-komünist ‘Hacı’ Ömer Sabancı Holding’ten TÜSİAD’ın acar laik Sabancılar’ına

Elimde bir kitap var… Necip Fazıl yazmış. Kitabın adı Komünizm! Yayınevi Ak YayınlarSabancı Holding’e bağlı bir yayıneviymiş. 1960’lı yıllarda. Yayınevinin hemen bütün içeriği anti-komünist neşriyattan oluşturulmuş. Dahası Tekin Erer dahil milliyetçi ve muhafazakar yazarlar yayınevinin yazarları olmuş. Belki anti-komünist ama muhafazakar olmayan tek yazar Orhan 

Pamuk’un teyzesi Türkan Rado’nun kocası, Hayat mecmuasının sahibi Şevket Rado.

Sabancı Holding, o zamanlar Menderes ve Demirel iktidarlarının Vehbi Koç’a karşı açıktan desteklediği bir kuruluş. Biz ve onlar savaşında bizi temsil ediyor Sabancı Holding.

Bir taze haber… Güler Sabancı’ya Birleşmiş Milletler’in bilmem ne kuruluşu ödül vermiş. Girişimcilik vesaire için. Ödülü kadın girişimci ödülünü genel holding performansı için vermişler. Bence ona asıl ödülü dayısı Orhan Bey’le birlikte ürettikleri Gülor Şarapları için vermek gerekir. Çünkü Gülor Şarapları özellikle katkısız üzümlerden geleneksel yöntemlerle hazırlanıyor.
Sabancı Holding’in öne çıkan bir başka ismi Ömer SabancıÖmer Bey, 28 Şubat’ın acar laiki ve dönemin TÜSİAD Başkanı.

Evet Güler Sabancı’nın ve TÜSİAD Eski Başkanı Ömer Sabancı’nın yönetimde bulunduğu holdingin adı hala ‘Hacı’ Ömer Sabancı Holding

Borusan’ın başörtüsüyle imtihanı

Cağaloğlu’ndayım. Büyük Türk Yayıncısı Mehmet Varış’la mekanı Kitabevi’nde vatanı kurtarıyoruz. Konu dönüp dolaşıp Borusan’ın başörtüsü polemiğine geliyor. Ben bunun sıradan bir süreç olduğunu, aslında Kocabıyıklar’ın da doğrudan öteki sermayenin adamı olmadığını, bizim muhafazakar Ertuğrul Düzdağ abimizin akrabası olduğunu söylüyorum. Hazirundan bazıları şaşırıyor. Ertuğrul Düzdağ ile Kocabıyık Ailesi’ni başörtüsü kazasından dolayı yan yana getiremiyorlar. Çünkü Türk filmlerinde kötü adam, aynı zamanda fiziksel olarak çirkin ve mutlaka sarhoştur.

Aslında mevlidinde, hayrında hasenatında bir ailedir Kocabıyık AilesiKocabıyık Ailesi, hayır için yeni tabirle ‘topluma katkı için’ 16 milyon dolar harcamış. Ailenin hayırlarından biri Borusan Filarmoni Orkestrası’dır. Aranjör Şanar Yurdatapan’ın eniştesi ve tombul balerin Lale Mansur’un kocası Musevi cemaatından Cem Mansur ara sıra bu orkestrayı yönetir.

Cem Boyner’in milliyetçilik günleri

Gençler Cem Boyner’in YDH’sını pek hatırlamaz. BTP benzeri ama daha  liberal bir partiydi YDH… Arşivler hariç Cem Boyner’in bundan önceki milliyetçilik günlerini ise hiç kimse hatırlamaz. Cem Boyner’in o dönemde milliyetçilikle ilgili bir de kitabı vardır… Boyner o günlerde MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın damadıdır. Sonra boşandılar Sazak’ın kızı Birgül Hanım’dan. Sağcı bir aile olan ve Demirel iktidarlarıyla büyüyen Boyner Ailesi, yükselme döneminde sağla ilgisini kesti. Cem Boyner, TÜSİAD Başkanı olunca, (yaklaşık 25 yıl önce) İmam-Hatipler’e savaş açtı.

Tersine bir örnek omurgalı işadamı Kızıl milyarder Osman Kavala

Kavala Holding’in patronu Osman Kavala, bilgisayar ve yazılım gibi yeni ekonominin kalemleriyle ilgili bir işveren. Dahası daima omurgalı bir duruşu var. İletişim Yayınları gibi büyük bir yatırımda onun sermaye desteği var. 1980-90’lı yıllarda Yeni Gündem adlı içeriği güçlü haftalık yayını da Kavala finanse etmişti.

Kızıl milyarder Osman Kavala, Tarık Buğra’nın profesör Jale Baysal’dan olma kızı Ayşe Buğra’nın kocasıdır. Hatırladığım kadarıyla ailenin kökleri taa Polonyalar’a kadar uzanıyor.

Gelişme değil gelişe-me-me

Konumuz Sabancı, Boyner ve Kocabıyık sorunu değil, Türk işadamının ve hususen sağcı işadamının ‘meşruiyet sorunu’dur. Türk işadamları meşruiyet ketenperesiyle mülkünün sahibi değil ‘tüzel temsilcisi’ durumuna düşürülmüştür. Reklamverenler Derneği, imaj tasarımcıları, ajanslar, kulüpler, yabancı okular bunun için var. (X İlişkiler’in yeni baskısının girişi bu tezgahı anlatır) Profesyonel yönetim adı altında sermayenin yönetim erkine gizli darbeler yapılıyor. Onun için Hacı Bayram Veli’nin torunu Rahmi Koç, Jak Nahum’un, Sabancı Holding, Soros’un Türkiye genel distrübötörü TESEV Başkanı Can Paker’in mahkumudur.

Başörtüsü mağduru Kocabıyıklar da bu meşruiyet ketenperesiyle devşiriliyor. Şimdi sırada Duru Sabunları var. Orda da yönetime Cem Kozlu el koymuş.

Bizim bu süreçler boyunca yanlışlarımızın temel kaynağı ‘biz ve onlar’ denklemidir. Biz bu denklemle Koç’a karşı Sabancı’yı, Eczacıbaşı’na karşı Halis Toprak’ı çıkardık. Sonra onlar da dönüştü. Şimdi onlara karşı yeni bir ‘biz’ inşa ediyoruz… Meselenin evvelinde Atatürk ve İnönü de gayrımüslim sermayeye karşı Koçlar’ı, Demirağlar’ı öne çıkarmıştı.

Meselemiz şahsi mesele değil… Mesele şu: sağın bir modernleşme projesi yok. Projesi olmayınca ithal ikamesiyle yükselen muhafazakar sağ burjuvazi, Tekelci Sermaye sınıfına atlayınca Gümrük Birlikçi ve yabancı sermaye ortaklı oluyor. Yabancı sermaye ortaklığı sonucu, içinden çıktığı muhafazakar sağ geleneği reddediyor. İkinci kuşakla başlayan meşruiyet krizi-ötekileşme süreci, üçüncü kuşakla yabancılaşarak sağın değerlerine savaş şeklinde kendini gösteriyor. (Laf aramızda ben bu işin kitabını yazdım: Aydın Yabancılaşması.)

Hatime

Şimdi sorun geçmişte sağ sermayenin nasıl ötekileştiği sorunu değildir. Bugün ‘biz ve onlar’ yapay çatışmasının tarafı olan muhafazakar sermayenin yarın Sabancı, Boyner ve Kocabıyık ailelerinin yerinde olup olmayacağı sorunudur.


Bazen ülkedeki yapay çatışmaların akıbetini görüp, tartışmaları körükleyenlere “kaz mezarcı derin kaz, yarın aynı yerdesin” diyorum.

Çünkü hala bir modernleşme projemiz yok!

Değişerek devam edemiyoruz. Ya gettoculuğu ‘muhafazakarlık’ diye yutturmaya çalışıyoruz ya da yabancılaşıyoruz.

Bir yazısını Abdülhakim Arvasi’yi kast ederek, “son söz asrın velisinin” diye bağlıyordu rahmetli Ergun Göze… Son söz Abdülhakim Arvasi’nin… “Allahım ahirimi ve akıbetimi hayreyle” diyordu hazret… Evet ahirimi ve akıbetimi hayreyle Allahım!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder