4 Nisan 2012 Çarşamba

Ölülerine saygısı olmayan seçkinler

Geçtiğimiz yıllardan bir haber… Bir köye baraj yapılacak. Köy sular altında kalıyor. Devlet, köylülere yeni bir arazi veriyor. Oraya ev yapıyorlar. Köylüler, eski köyden yeni köye bir şeyler taşıyor. En son geçmişlerinin mezarlarını taşıyorlar yeni köye.

Eğer öne çıkarılsa, bir çok okumuşa komik gelecek bir haber.

Anlaşılan köye Kabe Towers pazarlamacısı din adamları uğramamış ki, onlar mezarlarını kurtarabilmişler baraj sularından. Kurtardıkları sadece mezarlar ve dedelerinin, ninelerinin kemikleri değil, topyekun geçmişti. Geçmiş, geleceği inşanın temel dayanağı idi.

İyi ki köylüler, dindar ve dinsiz okumuşlarını dinlemeyip mezarlarını kurtarmışlar.


Tanpınar, Huzur’da türbelere çaput bağlayan halkı eleştirenleri eleştirir, ‘bırakın halkın inanışlarıyla oynamayı, yerine bir şey ikame edemiyorsanız oynamayın halkın idrakiyle’ der.

Bugün ölü seviciliğim üzerinde.

Günlüklerindeki üslubundan ve düz yazılarından istifade ettiğim ama şiirlerinden hoşlanmadığım Cemal Süreya’nın bir dizesi konumuzla alakalı. “Bütün ölümler erken ölümdür.” Bu sözün üstüne söz tanımıyorum bu sıra.

Aslında zihnimizi asıl çarpıtan şey, dünyevileşmek…

Benzer bir durumu, ‘Evet Ben Selanikliyim’ kitabı yazarı Ilgaz Zorlu anlatmıştı… “Bizim ibadethane olarak gördüğümüz Şişli Terakki’yi Dinç Bilgin otel ve alışveriş merkezi yaptı” demişti. Dünyevileşme sınır tanımıyor. Kutsal ne varsa, her kesimde talan ediliyor.

Bütün bu ölüm vurgularına, devlet televizyonunda Pazar günü liberalleri seyrederken ulaştım. Derya Sazak, Mustafa Erdoğan, Fuat Keyman, sürekli konuşmacı. Fehmi Koru o hafta yok. Ama yerine Mete Tuncay’ı almış liberal arkadaşlar. Mete Tuncay, Kemal Tahir anılarını anlatıyor. Onun orijinal kimliğinden, üslubundan, evinde yapılan uzun sohbet toplantılarından söz ediyor. Söz ediyor değil aslında Kemal Tahir’i ti’ye alıyor. Liberaller hep bir gülme krizinde.

Derken konu Kemal Tahir’in öldüğü güne geliyor. Türk aydınının epizotlarından biridir Kemal Tahir ölüm günü. Bu hikayeyi bilmeyen yok gibidir.  

O gece, Kemal Tahir’li sohbet tartışmaya dönüşür. Mete Tuncay, Kemal Tahir’in görüşlerine itiraz eder. Sohbet, sohbet olmaktan çıkmıştır. Kemal Tahir bundan sıkılır, gerilir. Ve o gece Kemal Tahir vefat eder.

Bu olayı Mete Tuncay sürekli gülerek, hatta dalga geçerek anlatıyor. Liberallerin dişlerini, gözlerim ileriyi pek görmese de görebiliyorum.

Bu tavıra itirazım var.

Ben hiç Kemal Tahirci olmadım. Ama ondan epey bir şeyler okudum. Devlet Ana, Kurt Kanunu, Milli Mücadele romanı Yorgun Savaşçı. Sonra Bağlam’dan yayınlanan defter, notlar… Görüşlerinin bir kısmına katılmasam da karşımızda ciddi bir adam var. Hele o ciddi adamın dostlarından iki büyük insan Halit Refiğ ve Metin Erksan’ı tanımak benim için ayrı bir bahtiyarlıktır. (Metin Hoca’ya sıhhat, afiyet diliyorum yeri gelmişken.)

Kardeşim edep diye, haya diye bir şey vardır. Hiç bir ölünün ardından böyle konuşulmaz. Ölüyle, ölümle dalga geçilmez. Ölümüne vesile oldum diye sevinilmez.

Ben ne olacak bu liberallerin sonu diye düşünürken Baran dergisinden Fazıl Duygun Venezuella’dan arıyor. Ne yapıyorsun Venezuella’da Fazıl? “Chavez’le konuşacağım abi” diyor. Sonra konuya giriyor. “Kumandanın annesi vefat etti. Başsağlığı mesajı yayınlayacağız. Senin ismini de yazalım mı” diyor. Fazıl, Salih Mirzabeyoğlu’na ‘kumandan’ der. “Tabii ismimi yaz kardeşim, bu insani bir durum. Allah rahmet eylesin.”

Ardından güzel babamın vefatı geliyor aklıma. Babamın mütebessim ölüm yüzünü hatırlıyorum. İmam Efendi babamın cenazesini yıkarken, oğlum dedesinin ayaklarını ovuşturuyor. “Dedemin vasiyetiydi bu” diyor. Köylülerin mezar taşıma motifiyle bu sahneyi birleştiriyorum.

Yazıyı bağlarken www.dunyabulteni.com’dan İslam Gemici arıyor. “Şenol Özbek ölmüş, haberin var mı?” Dün Kanal A’da programdaydı… Şaşırıyorum. Şenol Abi askerde görevdeyken okuyan, düşünen, yazılar yazan bir insandı. Benim 1995-96’da çıkardığım Beyan dergisinde oğlu Kürşad Özbek’in adıyla yazılar yayınlamıştı. Darbelere karşıydı. Ülkücü orijinliydi. Evet “her ölüm erken ölümdür.” Allah rahmet eylesin.

Tekrar mezarlarını barajdan kaçıran köylüleri hatırlıyorum. Aydınımız ölülerine saygı duymayı öğrenmeli. Yine bize köylülerimiz yol gösteriyor, barajdan mezarlarını kurtararak.

biyografi.net@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder